Pandemi sebebiyle eksikliğini bolca hissettiğimiz sosyal ortamların başında gelen kafelerin ortaya çıkış öyküsünü yazdım sizlere.
İlk olarak Mekke’de açıldığı söylenen kafelerin yaygınlaşmaya başlaması 17.yüzyıl Londra’sına dayanır. Burada açılmaya başlayan ilk kafeler günümüzdekilerden biraz farklı olarak erkek tüccarların iş görüşmeleri için buluştuğu ve bilgi alışverişi yaptıkları yerler olmuş. Giriş için bir peni (kuruş) ödemenin zorunlu olduğu ve bu tarifeye bir fincan kahve ile ortamdaki sohbete ve haftalık gazetelere erişimin dâhil olduğu kafeler, kısa sürede şehirde önemli bir yenilik olarak görülmüş.
Ciddi konuların formal bir dil ile konuşulduğu bu “öncü kafelerde” zamanla kahve dışında çay ve sıcak çikolata da sunulmaya başlanmış. Asıl amacın iş yürütmek ve bağlantı kurmak olduğu bu ortamlarda herkesin uymak zorunda olduğu bazı kurallar ve yaptırımlar bulunurmuş. Örneğin, ziyaretçiler arasındaki sohbet sırasında bir kavga ortaya çıkarsa, kavgaya sebep olduğu düşünülen kişi kavga ettiği kişi veya kişilere birer fincan kahve ısmarlamak zorundaymış.
Yıllar içerisinde yeni kafeler açıldıkça iş adamları gruplaşarak kendi tercih ettikleri kafelere gitmeye başlamış. Örneğin 17.yüzyılın sonlarında şehirde en meşhur kafelerden biri olan Lloyd’s Coffee House adlı mekân kargo ve denizyolu taşımacılığı işleriyle meşgul kişilerin tercih ettikleri bir yer olmuş. Zamanla bunu gören kafe sahibi, yola çıkacak ve yakında varacak olan gemiler ile ilgili bilgiler getiren kimselere komisyon dahi ödemiş. Ayrıca bu girişimci, gemi kaptanlarını kendi kafesinde yolcularla buluşturmaya başlamış ve ihtiyaç duyduğu iş talebini, yani müşteriyi çekmeyi başarmış. Bir süre sonra bu kafe, sigortacılık işlerinin yürütüldüğü en bilinen mekânlardan biri olmuş ve finansal bir pazar yaratarak brokerların (aracı) en uğrak yerlerinden biri haline gelmiş.
Zamanla kafeler daha da sosyal bir hale gelmiş ve kültür, sanat ve dil öğrenimi gibi konularda akademik eğitimler verilmeye başlanmış. Kafeler, bir kuruşluk giriş tarifesi sebebiyle “penny universities” olarak adlandırılmış, hatta bazı öğrencilerin kendi üniversitelerinden daha çok zaman geçirdikleri yerler olmuş; tıpkı bugünkü gibi.
Bunun yanında, cinsiyet ayrımcılığı sorunu kafelerin ilk zamanlarında da hissedilmiş. O günkü bakış açısı nedeniyle kadınların bu gibi ortamlara erkekler kadar özgürce girememesi ve evli erkeklerin kafelerde çok fazla zaman geçirip evleri ve eşleri ile eskisi kadar ilgilenmemesi kadınlar tarafından eleştirilmiş, hatta protestolara konu olmuş.
İlerleyen dönemlerde politikacıların, din adamlarının, asker ve kitap satıcılarının favori mekânı haline gelen kafeler, önce Avrupa’ya ve oradan da tüm dünyaya yayılmış.
Kaynak: Hayward Gallery Koleksiyonları (Londra) & Wikipedia TR
Bu dönemde ben de en çok kafeye gitmeyi özledim, keyifle okudum, elinize sağlık ☺️
BeğenBeğen
Çok teşekkür ederim
BeğenBeğen