Aristokrat yaşam, ihanet, ikiyüzlülük ve ihtirasa dönüşen bir aşk hikâyesi, insanlığa has yıkıcı özelliklerden başlıca gurur, bencillik ve kıskançlıklar. Diğer yandan umut, fedakârlıklar, yücegönüllülük, kardeşlik ve heyecan duyguları…
Anna Karenina’dan birkaç satırda bahsetmek zor. Bazı yayınevlerince iki cilde ayrılmış; Tolstoy tarafından bölüm bölüm yayınlanmış bu Rus klasiği geniş bir karakter ağı ve bağlantılarına sahip. Öyle ki tüm ana karakterler okuyucunun yakın birer arkadaşı kadar zihinlere tasvir edebilir ve okur kitabın ikinci cildinin son bölümlerinde dahi yeni karakterlerle tanışılabilir.
Aşağıda, eserin yalnızca bir bölümünü okuduktan sonra kendimce yaptığım kısa bir sentez.
Anna’yı yargılayabilir miydim?
Evet Anna suçluydu. Kocası, oğlu; bir ailesi ve sorumluluğu vardı. Kocasının, onun bir başkasına olan aşkını hissettiği anda Anna’nın kendisine karşı dürüst olmaması, bilakis bunu alaya alması korkakça bir ihanetti. Ve evet, Anna belki Vronski’yi reddediyor, onu bu ilişkiden geri çevirmeye çalışıyordu ama ya kendisini? Kendisini dizginlemiyor, kor ateşten hisleri alevler alırken olan biteni gerçekten de durdurmaya çalışmıyordu. Kocasının karşısında bu aşkı inkâr ederken, gözünü kapattığı her an Vronski’yi görüyordu…
Ama aynı zamanda suçlu olamazdı. Aşık olmak nasıl suç olabilirdi ki? Anna soylu hayatın zevklerini iliklerine kadar yaşamış, bu yaşamın gerektirdiklerini yerine getirmiş ve bu çevrede olgunlaşmıştı. Ancak, büyük bir davette yabancı bir adamla yaptığı bir vals, aradığı şeyin gençken evlendiği kocası, yaşadığı hayatı ve etrafındaki dost çevresi olmadığını ona göstermişti. En basit haliyle yaşama sevincini kaybetmişti. Oysa şimdi aşkı tanımış ve aradığının bu aşk olduğunu hissetmişti. Bunlar onu aynı zamanda suçsuz kılıyordu.
Tolstoy, Anna’yı anlayabilmek için okuru yalnızca bir seyirci olarak davet etmiyor; aynı zamanda onun karşı karşıya kaldığı sayısız zorlukta okurun empati kurmasını bekliyor. İçinde var olduğu sosyeteye baş çevirmesi, aldattığı kocasından merhamet dilemesi, oğlu pahasına mücadele verdiği sevgilisinin ondan git gide uzaklaşıp Anna’yı kendi yokluğuna mecbur etmesi…
Romanda bir de Levin karakteri var ki Tolstoy adeta felsefi düşüncelerini paylaşmak için onu aracı yapmış. Aşağıda, rasyonel Levin karakteri üzerinden bazı seçili metinler:
“İnsanların alışamayacağı hiçbir koşul yoktur. Özellikle de çevresindeki herkesin aynı koşullarda yaşadığını biliyorken.”
“Eğer iyiliğin bir nedeni varsa o artık iyilik değildir, eğer bir sonucu yani bir ödülü varsa yine iyilik değildir. Kısacası iyilik neden ve sonuç zincirinin dışındadır. Bunu ben de biliyorum, hepimiz biliyoruz. Oysa mucize arıyor ve beni ikna edecek bir mucize görmeyince de üzülüyordum. Yegâne olabilecek, her zaman var olan ve her bir yanımı sarmış bu mucizeyi ise bir türlü fark edemiyordum. Bundan [iyilik] daha büyük bir mucize olabilir mi?”
“Aile hayatında herhangi bir girişimde bulunabilmek için ya eşler arasında kesin bir geçimsizlik ya da saygıya dayalı bir anlaşma gereklidir. Eşler arasında ilişkinin belli olmadığı ve ne geçimsizliğin ne de saygının olduğu durumlarda herhangi bir karar almak mümkün değildir. Birçok aile, eşlerin arasında tam bir geçimsizlik ya da uzlaşma olmadığı için eşlerin ikisinin de [birbirinden] nefret ettiği eski konumlarında yıllarca kalır”
Okuyucu, Anna Karenina’yı her okuduğunda hem kendi özünden hem de yaşadığı toplumun değer yargılarından bir çok kare yakalayabilir. Ve araya zaman giren her okuma girişiminde daha fazlasını keşfedebilir.